« Önceki |

15/8/2007

TAŞINDIK

"DOĞAYLABAŞBAŞA"BLOGCU-BLOGUMUZ:

15 AĞUSTOS2007 TARİHİNDEN İTİBAREN

  http://www.dogaylabasbasa.blogspot.com/

 

 

ADRESİNDE YAYIMLANMAYA BAŞLAMIŞTIR.

BİZİ İZLEMEK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ.

İLGİNİZE ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR EDERİZ....                                                     

                                                                                                     

                                                     DOĞAYLABAŞBAŞA

                                                     

                                               Gülay&Mehmet YÜCEBİLGİÇ

 

 

14/8/2007

ŞAFAK SÖKERKEN VE GÜNEŞİN DOĞUŞUNDAKİ GİZEM(BÖLÜM-1)

Mesut kaptanın midibüsüne bindiğimde saat 2200’yi, Tuzla’yı geçtiğimizde 2300’ü gösteriyordu.

Aracımızda yirmi dört Ayakizi doğa tutkunu; Sakarya, İzmit, Bursa il sınırlarının kesiştiği alanda  icra edilecek gece yürüyüşü öncesi, kimi uyumak için çabalıyor kimi ise, benim gibi, birbirleriyle yarenlik ediyordu.

Midibüsümüz karanlığı yırtarak yol alıyor, Gebze, Kocaeli, Sakarya geride kalıyordu. Pamukova’yı geçtikten sonra sağa saptık ve virajlı yollardan rampa çıkmaya başladık, gittikçe  yükseliyor, Sakarya ovası ışıl ışıl ayaklarımızın altında, gökyüzü ışıl ışıl başımızın üstünde kalıyordu.

Bakacak Köyü sağımızda idi; Hüseyin Bey Uzan’ların çiftliği olduğu yeri, yanan ışıkları kerteriz alarak tarif ediyor.

Bu arada arkadaşlardan biri, gazetede bu gece  “meteor yağmuru” olacağını okuduğunu anlatıyordu.

Ben de bu gece “ay ışığı”nın olmayacağını “zifiri karanlık” olacağını anlatıyordum.

Yürüyüşe başlayacağımız Kemaliye köyüne gelmiştik, araçtan indikten sonra, kısa bir yürüyüş hazırlığını müteakip yürüyüşe başladık.

Geriye dönüp ilk pozu çekecektim ki öylesine güzel bir görünüm vardı ki sanki ateş böcekleri, (Hüseyin beyin tabiriyle “ateş böcekleri mangası”) beni takip ediyordu.

Zifiri karanlıkta, tepe lambaları sadece önümüzü aydınlatabiliyordu. Ali bey her zaman olduğu gibi “uç” görevini yapıyordu, koşar adım yürüyüş hızı; zaman zaman Hüseyin beyin “Ayakizi nida”larıyla yavaşlatılıyor, grubun kopması önleniyordu.

Yolda tarlasını sulayan köylülerin yürüyüş grubumuzu görünce çıkardıkları hayret ile şaşkınlık ifade eden bağrışmaları ile köpeklerinin havlamaları kulağımdan çıkmıyordu.

Kayın ağacı çoğunluklu orman yolunda, Ayakizleri yürüyüş grubunun ayak seslerine, yanı başımızda akan Patlak derenin gürül gürül sesi karışıyordu. Buralara kuraklığın uğramadığına öylesine sevindim ki anlatamam.

 

Uluyan köpek seslerinin yerini uluyan baykuş sesleri almaya başlamıştı. Ayak sesleri ve ışıklardan ürkerek bizden kaçan domuz ve uzaklardan ulumaya başlayan çakal seslerini duyabiliyordum.

Köylünün hayret dolu haykırışı, aklıma geldikçe; gerçekten bu zifiri karanlık, ıssız Koz pınar dağlarının başında ne işimiz vardı?

Aslında amaç belliydi: Sarı sıcakların tesiriyle yapılamayan doğa yürüyüşünü bu serinlikte yapmak idi.

Benim tek amacım vardı: “Şafak sökerken ve güneşin doğuşu” arasındaki “gizemli anı” görüntüleyebilmek ve yaşamak, deney imlemekti.

Bunun için gerekli bilgileri almıştım: Şafak saat 0540’ta sökecek, Güneş saat 06 09’da doğacaktı.

Yürüyüş tempolu olarak yaklaşık bir saat sürdükten sonra saat 0300’de kısa bir mola verildi, oldukça terlemiştim ve burada üşüdüğümün farkına vardım, sırt çantamı çıkartıp üzerimi değişmeye üşendim.

Karanlık olmasına rağmen kümelere doğru makinemi doğrultup deklanşöre bastım. Fotoğraflar, nasıl çıkacaktı ya da çıkacak mıydı?

Uykusuzluğa rağmen kahkaha sesleri eksik olmuyordu. Yürüyüş başlayalı onbeş, yirmi dakika geçmeden bir mola daha verildi

 

ancak bu mola dinlenme için değil “Patlak dere”nin kaynağına geldiğimiz içindi. Hüseyin Beyin her zaman ki gibi nazik ve ılımlı uyarısıyla, herkes sularını doldurdu.

Yürüyüşe başladık rampa ile birlikte alan da açılıyor, gökyüzü tüm güzelliği ile karşımıza çıkıyordu, Hüseyin beyin bu sefer önde bulunan Ali Taş beye “ışıkların söndürülmesiyle” ilgili uyarısı duyuldu.

Artık gecenin gizeminde  “doğaylabaşbaşaydık”, tepe lambalarının sönmesiyle yerdeki ateş böcekleri mangası gökyüzüne uçuvermişti.

Rakım 1365 m. sanki samanyoluna daha yaklaşmış gibiyiz. Biraz sonra kısa bir mola daha verildi, “gökyüzünü keşif” molası. Tüm gözler pür dikkat gökyüzünde.

Grupta düşen yıldızları (meteor taşlarını) gördükçe sevinç çığlıkları, göremeyenleri daha dikkatli bakmaya teşvik ediyordu.

O sırada meteor düşüşünü tam çıplaklığıyla gördüm, sanki arkasından gittikçe azalan sonra gözden kaybolan bir ateş yumağı püskürtüyormuş gibiydi.

(DEVAM EDECEK)

 

Mehmet YÜCEBİLGİÇ

19/7/2007

ÇAYDANLIKTA TAVUK SOTE

Sakarya’dan Karapürçek’e saptığımızda Sakarya ovasının uçsuz yeşilliği önümüzdeydi, hemen ötesinde Kapıorman dağları yükseliyordu.

İki aracın zor geçtiği yolun her iki yanını; kimi zaman fındık bahçeleri kimi zaman mısır bahçeleri kaplıyordu.

Kanlı çay köyünde yürüyüşe, sarı sıcak altında başladığımızda, yeşilin tüm tonlarının sergilendiği köknar, gürgen, çınar ağaçlarının mekân tuttuğu ormanlar bizlere kuşbakışı bakıyordu.

 

Çoğunlukla Kanlı çay vadisindeki yürüyüş, dere yatağından yapıldı, derenin derin olduğu yerlerde iplerle tırmandık yolumuza devam ettik ya da yardımlaşarak geçtik.

 

Dere içinde yürürken adımlarımızın şapırtısı suların şıpırtısına eşlik etti.

Suların derinleştiği yerde dayanamayıp soğuk sularda yüzenlerin yüzleri gülüyordu.

 

Geçit vermeyen yerlerde ağaçlar üzerinde yürüdük, tüm bunları yaparken telaştan uzaktık ama heyecandan ve keyiften uzak değil.

 

Kanlı çay vadisi girişi ve devamında, gökyüzünü kapatan iri çınar, köknar, gürgen ağaçlarının yaprakları, bizleri sarı sıcaktan koruyor, bazı zaman da alçaktan geçen yağmur bulutları koruma görevini teslim alıyorlardı.

Kayaların üzerlerinde şekilden şekle girerek ilerlemelerini sürdüren bizlerin tek düşüncesi; bastığımız ve tuttuğumuz yerin sağlamlığına yoğunlaşmak, panik ve endişeden uzakta ve güvenle geçmekti.

Bizlere; her engelle karşılaştığımızda, vücudumuzun aldığı şekilleri,  en uzman aerobik hocası dahi yaptıramazdı. Ama doğa ve onun öğeleri bizleri şekilden şekle sokuyordu.

Dere kenarında mola verdiğimiz de ateş üzerine konan çaydanlıktan kimler çay içmek istemedi ki.

Ancak çaydanlıkta “tavuk sote” yapıldığını öğrenenler şaşkınlıklarını gizleyemediler.

Yemek için tereddüt içinde olanlara rağmen ekmek arası “çaydanlıkta tavuk sote” kalmamıştı.

Mola sonrası, sıra şelaleleri görmeye gelmişti. Yaklaşık 550 metre rakıma ulaştığımızda birincisini, zorlu bir tırmanış sonrası 30 metreden düşen şelaleyi seyretmek ve altında yıkanmak başka bir keyifti.

Üçüncü şelaleyi de seyrettikten sonra dönüşe başladık, fındık bahçeleri arasında yaptığımız yürüyüşümüzün son bölümünde rastlanan traktör,

 

binenlere ayrı bir heyecan ve özlemlerini giderme fırsatı verdi.

Nice serin sularda sağlıklı kanyon yürüyüşlerine…

 

Gülay&Mehmet YÜCEBİLGİÇ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

<
5000banners.com - 5,000 Free Credits - Just For Signing Up!